Seçilmişlerin Parti Değiştirmesi: Etik mi, Seçmene Saygısızlık mı?
Demokrasinin temel taşı, halkın iradesinin sandığa yansıması ve bu iradenin mecliste veya yerel yönetimlerde namuslu bir şekilde temsil edilmesidir. Seçmen, oy kabinine girerken adaya olduğu kadar o adayın arkasındaki ilkelere, parti programına ve vaatlere de kredi açar. Ancak seçim bittikten hemen sonra yaşanan rozet değiştirme törenleri, siyaset kurumunun ve seçilmişlerin etiket değiştirmesini adeta sıradan bir giysi değişimi haline getirdi. Peki, sırtını seçmene dayayıp kazandığı koltuğu başka bir siyasi çatıya taşımak siyasi bir hak mıdır, yoksa seçmenin iradesine yapılan en büyük saygısızlık mı?
1. Vekalet Bilinci ve Seçmene Verilen Söz
Seçim dönemi sahada atılan sloganlar, verilen sözler ve “halka hizmet” yeminleri hep belirli bir program etrafında şekillenir. Seçmen, “Ben bu adaya oy veriyorum, yarın hangi partiye geçerse geçsin” diyerek açık bir vekalet vermez. Aksine, o partinin çizgisine ve duruşuna güvenerek oyunu konsolide eder.
Seçimdan sonra rüzgarın yönüne, çıkar hesaplarına veya bireysel ikbal kavgalarına göre parti değiştiren bir seçilmiş, o sandıktaki iradeyi yok saymış demektir. Bu durum, seçmene “Ben oyu sizinle aldım ama istediğim gibi harcarım” demenin en kibar halidir.
2. Siyasi Ahlak ve “Geçişken” Vekillik
Bugün siyaset sahnesinde ideolojilerin, dünya görüşlerinin ve ilkelerin yerini çıkarların alması, bu transfer pazarlarını olağanlaştırdı. Sabah başka bir partide eleştirdiğiniz genel politikaları, akşam transfer olduğunuz partide alkışlamak hangi siyasi ahlakla izah edilebilir?
Eğer bir siyasetçi taşıdığı rozetin ilkeleriyle ters düşmüşse, istifa etmenin ve erdemli bir şekilde tekrar seçmenin önüne gitmenin tek bir yolu vardır: O da koltuğu bırakıp yeniden hakem olan halka başvurmaktır. Koltuğu bırakmadan, sadece parti logosunu değiştirmek ise halkın iradesini cebe indirmekten başka bir şey değildir.
Sonuç: Koltuk Değil, Vicdan Esastır
Demokrasi sadece sandık koymaktan ibaret değildir; seçilenlerin seçmene karşı duyduğu ahlaki sorumluluktur. Halkın oylarıyla gelinen makamları kişisel siyasi kariyerin bir basamağı veya pazarlık masası olarak görmek, siyaset kurumuna duyulan güveni her geçen gün biraz daha zedeliyor.
Aslolan rozetler, makamlar veya parti binaları değil; o mazbatayı veren halkın yüzüne bakabilme cesaretidir. Seçmenin iradesini cebinde keklik görenler unutmasın ki, en büyük mahkeme her zaman vicdanlar ve ilk basılacak olan sandıktır.
